"oysa iyi biliyorum ki dünya,bir meleğin kanadında titreyip duran bir su damlasından daha ağır değil..."
ali ayçil,kovulmuşların evi
sevgili odette,
bazen konuşmak istersin,ama söyleyeceğin şey öteki tarafından duyulsa da olur duyulmasa da olur cinsinden bir ifadeyse genelde susmayı tercih edersin ya,son yıllarda susuyorum ben sanki...ya da susuyormuş gibi yapıyorum...ya da hem susuyorum hem konuşuyorum...
her ne ise yaptığım,koca bir suskunluk hissediyorum elimde ayağımda..dün mizah yazarı olan mine sota ile yapılmış bir röportaj okudum...yazmak sizin için ne ifade ediyor sorusuna,"yazmak benim elim ayağım dilim..yazmasam kendimi ifade edemem..yaşayamam..." demiş...aynı şeyi elif şafak da söylemişti...ben de kendi kendime sordum böyle bir soruyu da,nasıl bir cevap vereceğimi şaşırdım..
bir kere ben neden böyle bir soru sorma gereği duydum..çok mu yazıyorum sanki..iyi mi yazıyorum..güzel mi,okunmaya değer mi..sadece yazıyor olmak için mi yazıyorum, yazarken kendimi bulduğum için mi...
neden uğraşıyorum kendimle bu kadar çok ben de bilmiyorum sevgili odette..yazmaya kafayı neden taktım böyle hiç bilmiyorum...
***
canımı sıkan şeyler oluyor bazen..güzellikler de yok değil..ama ben nedense nerde bir olumsuzluk var,nerde bir hüzün var,nerde bir sıkıntı var hoop oraya odaklanıyorum...antenlerim gözleri hüzünden yapılma porselen bir bebek gibi...hani teni bembeyaz olur o bebeklerin..dudakları kırmızı..gözleri boşluğa bakar gibidir..cam gibi...hüzün dolu...
canımı en çok insanların bir araya geldiğinde dünyanın çok değiştiğinden konuşuyor olmaları sıkıyor..çok merak ediyorum bundan iki üç asır önce de insanlar "dünya bozuluyor,düzen değişti,insanlar kötü" gibi konuşmalar yapıyorlar mıydı aralarında..neden ilgileniyorsam bunlarla..
ne demişler "güzel düşün güzel gör güzel olsun..."
***
gidip şiir okusam biraz iyi olacak..kendimle uğraşmaya ara vermeliyim...hatta mümkünse bundan kurtulmalıyım?!..dünya öylesine hafif ki çünkü..ötekiyle konuşmaya değmeyecek kadar hafif hem de..öteki olmayan kim peki?...
"dışımda açıkça bir tazı koşuyor
ölümlerde yorulup
bir güle kapanan
gelincikte bekleşen..."
cahit zarifoğlu