8/7/2009
yakmadım gemileri ateş/im/e attım
HERŞEY ANLAMSIZ BİR TEK ŞEY DIŞINDA...BİR HADİS..
BİR HADİS-İ ŞERİFLE TUTUNUYORUM HAYATA BUGÜNLERDE..VE "BİR HADİS-İ ŞERİFLE TUTUNUYORUM HAYATA" DERKEN UTANIYORUM KORKUYORUM YA SAMİMİ DEĞİLSEM KONUŞMAK KOLAY TABİ,YA YAŞAYAMAZSAM DİYE...
AMA BUNU HEPİMİZ BİLMEK ZORUNDAYIZ...GERÇEKTEN...BAK GERÇEKTEN KIZ ANNE...
BİR GÜN PEYGAMBERİMİZ S.A.V CEBRAİL A.S'A SORMUŞ..."BENDEN SONRA BİR DAHA YERYÜZÜNE İNECEK MİSİN?"...O DA "EVET" DEMİŞ...
PEYGAMBERİMİZ DE "BENDEN SONRA BİR DAHA MI NÜBÜVVET GELECEK YOKSA" DEMİŞ...
O DA "HAYIR,...ALLAH İNSANLARA DÖRT GÜZEL ŞEY EMANET ETMİŞTİ...ÖYLE BİR ZAMAN GELECEK Kİ O DÖRT GÜZELLİĞİ,YERYÜZÜNE İNİP ALMAK ZORUNDA KALACAĞIM" DEMİŞ...
BİRİNCİSİ
BEREKET
İKİNCİSİ
KANAAT
ÜÇÜNCÜSÜ
HÂYÂ
DÖRDÜNCÜSÜ
ASAYİŞ
...
hadisi bir tv proğramında duydum...adam şimdilerde "o günleri" yaşıyor olduğumuzu söyledi...
söylemese bile aşikar zaten ama benim içimin saf kızı belki gelmemiştir diye inanmak istemişti...
karıştırmışım birşeyleri....herşeyi birbirine karıştırmışım...
saf kalabilmekle gerçekçi olmak bambaşka...ben galiba biraz kaçmışım...işine nasıl gelirse olayı...
"itiraflarım" başlığında kitaplar vardır hani...şimdi çok iyi anlıyorum o kitapları yazma ihtiyacı duyan insanları..tolstoyu mesela...ölüm gününü bile bir kaçış gününde yaşayan tolstoy..
benim öyle itiraf edecek çok sayfalık yaşanmışlığım yok...ama sanki geriye baktığımda yirmibirbuçuk değilde elli yıl yaşamışım gibi hissediyorum...
ama yorgun değilim...kaçtığım tek kapı ORA olur inşallah bundan böyle..
Rabbim hepimize suskunluk versin ve suskunluğumuzun bağrında utancımızdan hıçkırabilmeyi,utancımızdan yüzümüzün kızarmasını nasib etsin...buna çok ihtiyacımız var..hemen,şimdi...
(bugün öğrencilerime de anlattım hadisi...bir tanesi gözlerini kocaman kocaman açarak dedi ki..."hocam,yani o dört şey şimdi alındı ya bi daha hiç gelmiycek mi artık.."...gelir tabi dedim..gelir...isteyelim yeter ki olur mu...)
yaşar kurtun bir zamanlar yasaklanan o şarkısını biraz değiştirerek şöyle desek,
korkmuyorum anne,al beni içine...
yani ...
.
Konu: selamun aleykum
yazınız gerçekten uykulu gözleri uyandırır tarzdaydı sağolun..
Düzenleyen dutturuleyla gün: 17/7/2009 saat: 20:15
Bağlantı »
Konu: Cuma Sohbetim
Mevlânâ Hazretleri ne güzel buyurur:
“Suyun yüzlerce kerem ve ihtişâmı vardır ki; kirlileri kabul eder ve kirlerini temizler.”
her türlü kusur karşısında affa meyletmek, fazîlet zannedilmemelidir. Affetmek ve bağışlamak, affedecek kişinin şahsına karşı işlenen suçlarda mevzubahistir. Öyle suçlar vardır ki, dînî ve millî mukaddesâta, toplumun hukukuna saldırı mâhiyetindedir. Böyle durumlarda, affetmekten çok ıslâh için cezâya başvurmak, adâleti sağlamak ve doğru ile yanlışı açıkça îlân etmek îcâb eder. Zîrâ böyle bir suçlu affedildiğinde, bunun daha büyük haksızlıklara yol açacağı, dolayısıyla topluma zulmedileceği muhakkaktır.
Nitekim Hazret-i Âişe vâlidemiz, Peygamber Efendimiz’in bu husustaki hâlini şöyle ifâde buyurmuştur:
“…Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, kendisine fenâlık yapan kimseden intikam almadı (yâni cezâlandırmadı). Yalnız Allâh’ın yasak ettiği şeyler çiğnenince, o yasağı çiğneyenden Allah adına intikam alır (onu cezâlandırır)dı.” (Müslim, Fedâil, 79; Ebû Dâvûd, Edeb, 4)
Hazret-i Ebû Bekir -radıyallâhu anh-, Mıstah isimli bir fakire devamlı olarak yardımda bulunuyordu. Kızı Hazret-i Âişe’yi hedef alan İfk Hâdisesi’nde onun da iftirâcılar arasında yer aldığını görünce, bir daha ona ve âilesine iyilik yapmayacağına dâir yemin etti. Hazret-i Ebû Bekir’in yardımı kesilince Mıstah ve âilesi perişan bir hâle düştüler. Bunun üzerine şu âyet-i kerîmeler nâzil oldu:
“İçinizden fazîletli ve servet sâhibi kimseler, akrabâya, yoksullara, Allah yolunda hicret edenlere (mallarından) vermeyeceklerine dâir yemin etmesinler; affetsinler, bağışlayıp geçsinler. Allâh’ın sizi bağışlamasını arzulamaz mısınız? Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.” (en-Nûr, 22)Bu âyet-i kerîmelerin nüzûlünden sonra Ebû Bekir -radıyallâhu anh-:
“–Ben elbette Allâh’ın beni bağışlamasını isterim!” dedi. Ardından yemin keffâreti vererek, yapmış olduğu hayra devâm etti. (Buhârî, Meğâzî, 34; Müslim, Tevbe, 56; Taberî, Tefsîr, II, 546)
"Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme! Ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Zîrâ Allâh, kendini beğenmiş, övünüp duran kimseleri aslâ sevmez! Yürüyüşünde tabiî ol! Sesini alçalt!.." (Lokmân, 18-19)
"Yeryüzünde böbürlenerek dolaşma. Çünkü sen (ağırlık ve azametinle) ne yeri yarabilir ne de dağlarla ululuk yarışına girebilirsin." (el-İsrâ, 37)
Hz. Ömer (r.a.) hilafete geçtiği zaman:
- "Ey nas! Ben hakdan, adaletten ayrılırsam ne yararsınız?" diye sormuştu. Ahaliden biri:
- "Ya Ömer! Sen eğrilir, hakdan inhiraf edersen, seni kılıcımızla doğrulturuz!" cevabını verince Hz. Ömer (r.a.):
"- Elhamdülillah! Eğrilirsem beni kılıçları ile doğrultacak arkadaşlarım varmış!" diyerek şükretti ve sevindi.
nefsinle mağrur olma senden büyük Allah var...
Bağlantı »